8 Mayıs 2014 Perşembe

The Mission






Filmi az önce bitirdim ve tazecik duygularımı gözlerimin doluluğu geçmeden paylaşmak istedim..

Şimdi bahsedeceğim film 1986 ABD - İNGİLTERE yapımı bir drama 

The Mission

Nereden konuya giriş yapsam bilemiyorum..Çok etkilendim..O muhteşem,insanı hem dibe çeken hem de göklere çıkaran müzik öyle sahnelerde verilmiş ki ancak bu kadar olabilirdi dedim..Bazen müziğe ve sahnelere öyle kapıldım ki konuşmaları bir kaç kere geri sarıp dinlediğim oldu..

Robert de niro'nun uzun saçları sakalları ve ayağında yer yer görülen sandeletli halide etkileyici faktörler arasında :) 


Filmin konusu bence realizm ve idealizm arasında geçiyor..


Film açılışını bir gözlemcinin çoktan belirlenmiş olan kararı almakta ne kadar zorlandığını anlatan bir mektupla başlar..

Yani mektubun özeti şudur diyebiliriz..

"Kangreni engellemek için bazı organların kesilmesi gerektiğini biliyorum ancak kesilmesi gereken organların muazzamlığı karşısında hayranlık içindeyim!"

Bu kararlardan bi haber olan yerliler görev için  güney amerika'nın ormanlarına gelen peder Gabriel'le hristiyanlaşma yönünde eğilim gösterirler..


Karakterlerden Mendoza ( Robert de Niro )ile başlarsak..Kendisinden filmin başında nefret ettim desem yeridir..
Mendoza; aşkı için kardeşini öldüren ve yerlileri kaçırıp köle olara satan bir köle taciri olarak çıkıyor karşımıza..

Kardeşini öldüren mendoza bu yaptığından pişman olup vicdan azabı çekiyor..Ama kardeşi onu düelloya davet ettiğinde bu suç sayılmıyor ve hapsede girmiyor..Fakat vicdan azabına dayanamadığı için kendini kiliseye kapatıp kimseyle konuşmadan ölümünü beklemeye başlıyor.. ta ki peder gabriel gelip onu yerlilerin yaşamına davet edene kadar..

Peder gabriel (Jeremy Irons) bir insan ancak bu kadar rolüyle bütünleşebilir heralde dedim..
O kadar naifti ki onu izlemekten keyif aldım..Ama o mendoza'nın aksine fazla pasiftir..Köleliğe karşıdır ama bunu engellemek için en azından yönettiği misyonluğu yaptığı guarani topraklarındaki yerlilerin köleleştirilmemesi için bir şeyde yapmaz..
Şiddete karşıdır yani "sana tokat atana diğer yanağını da çevir!" diyen zihniyete sahiptir..Peder gabriel'in tek amacı bu insanları hıristiyanlığa kazandırmaktır nitekim bunu başarır da..



Etkilendiğim sahneler çok hangisini anlatsam seçmek zor..

Vatikandan gelen gözlemcinin yerliler ve onların kralı ile bi masaya oturup konuştukarı sahnede geçen bir diyalog çok hoşuma gitmişti.. 

Gözlemcinin yerlilere teslim olup direnmemeleri için ikna etmeye çalışır ve bu konuşmayı yapmasını da tanrının istediğini söyler..

Deyim yerindeyse hayvan yerine koydukları yerlilerin kralının verdiği cevap muntazamdır..

Tanrının neden fikir değiştirdiğini ve nasıl oluyor da tanrının ne düşündüğünü bilebildiğini sorar..
Gözlemci herif apışıp kalır tabii..
Ne güzel bir cevaptır o 
"sana tanrı adına konuşma cüretini kim veriyor "..

Bu sahneye bayılmıştım..


Bir de mendoza'nın epeyce bir zaman sırtında taşıdığı o angarya ile yılmadan  devam etmesi ve sonunda yerlilerin yanına geldiğinde  onu sırtındaki yükten bir yerlinin kurtarması..Bu da yine göz dolduran sahnelerdendi benim için..

Sonuca nasıl bağlasam bilemiyorum yazarkende sahneler geliyor gözümün önüne..

Şöyle toparlarsak;

Film hristiyanlık güzellemesi yaparak ilerlerken bir yandan da emperyalist avrupalıların soykırımcı yüzleri gösterilir ve Amerika da gerçekleştirdikleri soykırımları eleştirir..Vatikan'ın dini politikaya alet etmesi üzerine ticaret oyuncağı haline gelen bir din ve bu topluluktaki hristiyan din adamlarının ve sömürgeci avrupalı devletlerin para ve güç uğruna ne kadar vahşilesebildiğini gözler önüne sermektedir..

Final sahnesinde de yine çok duygu dolu anlar yaşatır..

Kendini bu ulvi amaca adamış olan peder sonunda bu olanlara dayanamaz, tanrının onları terk ettiğini düşünür, bu dünyada iyiliğe yer kalmadığından emin olmuştur..Sonunda eline haçı alıp yerli halkla birlikte ayin yaparak yürürken vurulur ve ölür..


















Ardından yerlilerden biri koşup gelir,haçı alıp kaldırır ve taşımaya devam eder..

işte MİSYON gerçekleşmiştir..

Hiç yorum yok :