26 Ekim 2014 Pazar

Meşe Palamudu Aşkı

Yine uzunnca aralar verdiğim dönemden sonra buradayım.. İnsanın bir çöplüğünün olması güzel bir şey..Lakin blog dediğin de düzenli tutulur,ben bu çizgiyi bozduğumun farkındayım.. ama yine de unutmuyor arada gelip çalakalem bir şeyler bırakıp çıkıyorum..

eskisi gibi sosyal medya gündemimde olmuyor.. başka işler başka uğraşlar peşinde oluyor insan.. her gün bir sürü şey oluyor bir sürü farklı şeylerle uğraşınca birikiyor ve yazmak için üşenme başlıyor..

bugünlerde uzun yürüyüşler yapıyorum..her zaman doğa huzur ve ilham vermiştir..yanımdan hiç ayırmadığım minik defterime aklıma gelenleri yazıyorum çiziyorum.. bir sürü fikir plan proje..tabi inşallah rabbim nasip eder de bunları dünya gözüyle de gerçekleştirdiğimi görürüm..

yine ufak tefek aldığım kısa karalama notlarımdan henüz hayata geçmediler tabi, buraya da eklemek istiyorum..insan kendini nerede hangi işte mutlu hissediyorsa

24 Ağustos 2014 Pazar

sıcaktan bunalma şeysi :/






selam blogcanlar, selam istanbul..
geç gelen bir selam oldu bu, ama hala miskinliğimi atamadım ki üstümden..meğer baya yoruyormuş şehir değişikliği..insan su misali bulunduğu yerin kabına uyuyor, gittiği yerin şeklini alıyor galiba.. bende almışım gelince fark ettim..

bi sıkıcı bi yozlaşmış geldi ki istanbul gözüme , pehh dedim döndük kaosa..
gelir gelmez de hasta oldum tabi, ee adet yerini bulsun ne zaman bi yere gidip gelsem hasta oluyorum .. kronikleşti galiba..

şuan balkonumda ki minik atölyemde kahve molası vermiş sıcaktan ayılıp bayılıorum..
evrene acımadı ki mesajları yolluyorum..sıcak ve bunaltıcı havanın verdiği işkenceyi en aza indirmeye çalışıyorum..

klimalarla kanka oldum, su içmeyen ben nerdeyse damacanayı kafama dikicem, yemeden içmeden kesilip soğuk şeyler içiyorum..nerdeyse buzdolabında yatıcam ya :/

o değil insanın çalışası bile gelmiyor ki, ne kitap okuyabildim geldiğimden beri ne de film izledim..
kızlarla bile bi kere dışarı çıktım..hasta olmasaydım bu sayı yükselirdi ama neyse zaten sevgitoşumda tatilde o yokken çıkıp napıcam ki ..

5 Ağustos 2014 Salı

Memleketimden selamlar,

Seneler önce babamla Tokat'a gelirken yine böyle bir post yazmıştım..O zaman otobüsle gelmiştik otogarda bi internet cafeye girip 15 dk içinde post yazmıştım..

Bu sefer kendi arabamızla geldik aceleden veda postu yazamamıştım..
Ayın ortasına kadar Tokatlıyım artık..Buralar o kadar sakin ki insan dinlendiğini hissediyor cidden..Yeşili başka güzel havası başka mavi sanki.. Bir de bugün felaket bi yağmur ve fırtına vardı, o güzel yağmur sesinde balkonda 1 saat kitap okudum..Hele de yağmur sonrası çıkan o toprak kokusuna mest oldum..
Geceleri balkonda yatıyorum yıldızları seyrederek uyuya kalıyorum ..Sabahları saat 6:00 da güneşin yakmasıyla uyanıyorum..Mis gibi hava, saf temiz insanlar..

 kadar alışmışız ki İstanbul da ki kaos ortamına ilk başka böyle bi garipsedim bu kadar sakinliğe alışmamışım tabi..Sıkılmıştm ama şimdi İstanbul'a dönmek bile istemiyorum..Geçen ay da buradaydım iş için ama o zaman full time çalıştm firmanın çekimleri vs.. derken yorgun argın kapatıyordum günü, bi gün teyzem de bi gün dedemlerde bi gün başka yerdeydim.. Beynim allak bullak olmuştu .. Ama şimdi sadece dedemlerde kalıyorum..Sessiz sakin kafa dinleyebiliceğim en güzel yer bana göre..

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Hara-Kiri: Death of a Samurai “Samuray onuru denilen şey, belki de bir yanılgıdan ibarettir.”

Offf off
Bu nedir yahu resmen karnımı tuta tuta izledim..
Konuya nerden girsem nasıl girsem bi yandan da onu düşünüyorum..
Aslında filmi izledikten sonra taze taze düşüncelerimi yazmakla hata mı ediyorum..
Ama sonraya kalınca da yazarken o duygu gidiyor..
Neyse konuya gireyim..
Efendim "Hara-Kiri: Death of a Samurai" re-make bir film..1962 yapımı Cannes Jüri özel ödülü sahibi ve Altın Palmiye adayı Seppuku'nun yeniden çevrimi, japon klasiklerinden 2011 yapımı bir drama..Küçükken de babam çok izlerdi japon yapımlarını kumanda onda olduğundan ne izlerse onu izlerdim, bu filmizlediğim samuray filmleri arasından bana göre en iyilerden.
Küçükken de çok anime izlerdim hastasıydım hatta..Uzak doğu kültürüne, tiplerine ve filmlerine büyük ölçüde bir hayranlık besliyorum.. 
Anime film izleyenler bilir izlemek dikkat idir, bir mimiği kaçırdım mı salla gitsin hiç bişi anlamazdım tadı kaçardı sanki,yani en azından benim için öyle o yüzden pür dikkat izlerdim..
Bu filmde bir anime izliyormuşum havasına kapıldım..Tsugumo'nun yer yer duygusal yer yer alaycı mimikleri filmde büyük etken..Genel itibariyle çekilen ortam zaten karanlık mimikleri kaçırıcam diye gözlerim pörtleye pörtleye izledim..
Hikayemiz bir samurayın Li hanesinde harakiri yapmak için izin istemesiyle başlıyor..
İzin istediği lord amca ona daha önce gelen harakiricilerden bahsediyor..
Ve ardından hikaye başlıyor..
Hikayede bir ronin, Li hanesinin büyük evinin bahçesinde harakiri yaparak intihar etmek için izin istemeye gelir ancak olay esasında göründüğü gibi değildir.
Sonrasında bu Li hanesinde ki lordun has adamlarından omodaka diye bir samuray gelir (tipinde de meymenet yoktur)lordun aklına girer ve bırakalım yapsın harakirisini bu da kapımıza gelenlere ibret olsun der..
Nitekim lord efendi de kabul eder..
Sonra bıyıkları terlememiş olan üstü başı pislenmiş samurayımız motomeyi banyo yapıp giyinmesi için çağırırlar..
Oda ona iyilik ettiklerini, aklanıp paklanıp, karnını doyurup eline de 3-5 kuruş verip bu düşüncesinden vazgeçirmeye çalışacaklarını zanneder..Sonra öyle olmadığını anlar..Ama iş işten geçmiş karar verilmiştir..
Motomenin yaşadığı korkuyu öyle hissettim ki içim eridi..Genç samuray aklanır paklanır bahçede onun için hazırlanan mindere oturur..
Hadi derler show başlasın ama show başlayamaz..Çünkü motome blöf yapmıştır bu intiharı gerçekleştirmek istemez..
Motome harakiri yapmamak için direnirken içimden bu omodaka haklıymış gelip sömürüp gidiyorlar demek ki dedim.. Hele bir de bahçede ki sahnede bir gün izin verin geri gelicem dediğinde yine içimden, hade len burdan giden bi daha kapısından geçer mi dedim demez olaydım..
Filmin sonuna doğru vicdan yaptım olayı içselleştirdim amma kötü niyetliymişsin berra dedim..
Nitekim psikolojik baskı, çaresizlik bu genç samuray motomeye tahta kılıçla hara kiriyi yaptırır..
O karnına soktukça karnımı tuttum zor dayandım o sahneye..Hem üzüldüm hemde madem niyetin yok niye yalan söyledin diye kızdım..
O pis adam omodakayada o kadar sinir oldum ki bende onu deşmek istedim..
fazla detaya girmeden hikayenin ikinci kısmına geçersek;
O sahneden sonra yönetmenimiz bizi alıp köy vari bir yere götürüyor, orada yine ayakta kalmaya çalışan halkın verdiği çaba falan derken motomenin yaşamı ele alınıyor..
Ve onu o Li hanesine götüren sebepler adım adım perdeye aktarılır..
Sonra üzüldüm tabi ön yargılı olduğum için..
Bu filmin dokunmaya çalıştığı esas nokta, bir mit haline getirilmiş olan "samuraylık onuru". Bu da samuraylığın en bilinen ritüellerinden biri olan harakiri ile ele alınıyor.
filmde bazı garipliklerde yok değildi.Tsugumo harakiri yapmak için oturduğu yerde özellikle motome'nin ölümüne sebep olan samurayları şahit olarak istemesi oradaki gerilimi öldürmüş bence, hemen anlıyorsunuz onlara bir şey yaptığını..Bir de etrafında oturan sözde o kadar donanımlı samuraylar bunu anladıkları halde hiç tepki vermeden sanki masal dinliyor gibi motome ile ilgili anlatılan hikayeyi dinliyorlar bu da garipsediğim noktalardan..
Yine finalde ki dövüş sahnesinde Tsugumo'nun tek başına onca samurayı haklamasına çok güldüm..Böylesine ince işlenmiş filmlerde böyle hatalar çok komik oluyor doğrusu..
Aslında uzun uzun filmi anlatmak isterdim ama izlemmiş olanlar varsa diyerek fazla spoiler vermemek için kısa kesiyorum..
"Samuray onuru denilen şey, belki de bir yanılgıdan ibarettir."
Bir teşkilat haline gelen samuraylık onuru filmde yerden yere vurulmuş..Saçları kesilen o çakma samuraycıkların da bunu destekleyici davranışları bu düşünceyi haklı kılmış..
Ama ne yalan söyleyeyim onların hara kiri yapmalarından çok keyif aldım..Sadist biri de değilim ama sanırım haksızlık yaptıkları, bi insanın hayatıyla oynadıkları için öfkelendim..
Başka bir 'actionlı' filmde görüşmek üzere!
Selametle ..

18 Temmuz 2014 Cuma

Bollywood filmi sevenler ! Ghajini (Aamir Khan)



Selamlar,

Bayadır burada film önerisinde bulunmuyordum..Hatta öyle ki Radikal-blogta da bir süredir durumu aksatmış bulunmaktayım..

Bu zaman zarfında film izlemedim mi? tabi ki izledim..Ama yazmaya çok zamanım olmadı ne yazık ki..

Ayrıca izlediğim filmleri de unutabiliyorum birde,balık hafızalı olmak hiç hoş değil nitekim..
Neyse kısa bir girizgahtan sonra asıl konuma geleyim..

Efendim, beni yakinen tanıyan arkadaşlarım,İnstagramdan takip edenler ve yazılarıma denk gelenler yada bilhassa açıp okuyanlar (ki teşekkürlerimi sunuyorum) bilirler ki bende; iran,hint ve uzak doğu yapıtı fanatikliği söz konusu..

Hatta o kadar izliyordum ki, geçenlerde kendimi kaptırıp elime hintli kadınların meşhur dövmelerinden yaptım..İlk deneyim için fena değildi bence..

Her neyse, okuduklarınızdan anlaşılacağı üzre evet! burada bir bollywood filminden bahsedeceğim..


Filmimizin adı: Ghajini

Başrol oyuncularımız ise Aamir Khan ve Asin'dir..

Konumuza gelince: Sanjay Singhania Hindistanın en büyük iş adamlarından biridir.Bir iş gezisi dönüşünde evinde nişanlısı öldürülür ve kendisi de ağır yaralı olarak kurtulur. Ama başına demir sopayla darbeler alan Sanjay kısa süreli hafıza kaybına uğrar ve Sanjay nişanlısını öldüren Ghajini'nin peşine düşer.

Bende minik spoiler vererek izlenimlerimi aktarmaya çalışayım..

13 Temmuz 2014 Pazar

Biraz Nostalji



 Esmeray - Unutama Beni


Ben hangi kelimeye açsam ağzımı
Ben hangi kelimeyi nereye koysam
Bir sonbahar konaklar sesimde.


Birhan Keskin

4 Temmuz 2014 Cuma

mukavemet edilemez bir istemek

Tanıyınca bir hoş oldu yaşamak.
Ben ancak böyle çoğalırdım,
Seninle.
Cahit Zarifoğlu




bu güzel zarif adamın şiiriyle başlayayım yazıma..


bir de en bi sevdiğim mercan dede parçası koyduk mu tamamdır..


Mercan dede

29 Mayıs 2014 Perşembe

yeni hobi kaçamakları

Birazda eskizlerimden objelerimden bahsedeyim..
Bir süredir pek de bir şeyler çizdiğim söylenemez aslında yani minik eskiz defterime karaladıklarım dışında..
adam akıllı fırsat bulsam aslında şöyle 50*70 yada 70*100 koca beyaz bir kağıda aktarmak istediğim öyle şeyler var ki artık hafızamda tutmaktan yoruldum, beynimi fazlaca işgal ediyor.. ama tabi doğru zamanı bekliyorum bulacağım ilk fırsatta o koca beyaz kağıt gününü görecek..

çizme işine eğilim gösteremesem de bu sıralar bir diğer dışavurum aracı olarak kil kullanıyorum..minik heykeller büstler yapmak için kolları sıvadım ama onları henüz paylaşmayacağım  :)

bunların yanı sıra seramik objeler de gündemimde .. aldığım tohumları sıradan bir sajsıya dikemezdim bu sebepten kolları ilk önce saksı yapmak için sıvadım..3 saksı yaptım ve tohumlarım topraklarına kavuştu.. hatta bu günlerde yeşillendiller bile ..

transfer tekniği baya ilgimi çekiyor tabi el boyaması gibi olmaz ama değişik tarzlarda bişiler üretmek ruhuma renk katıyor.. keyiflendikçe keyifleniyorum...aslında bunları mola verdiğim zamanlarda yapıyorum..

mesela bugün çalışmayacağım kendime izin verdim yaz çiz boya berra diyorum..
o gün tadından yenmiyor benim için..
bir şarkı bırakalım mı , o zman bir tık



zamanın hızlı geçtiği günlerden..


Bu aralar neredeyse adım gezentiye çıktı..Aslında bana göre çok gezmiyorum ama arkadaşlarımın dilinden kurtulamıyorum.. Tabi bu gezmeler boşa değil, gözlemliyorum biriktiriyorum sonra bunları kağıtlara yada objelere aktarıyorum.. Bu günler de hayat bana süprizleri ardı ardına sıralıyor keyfime diyecek yok.. her şey bi anda bambaşka bir hale büründü.. hiç bir konuda tasam yok, bol bol kitap okuyor çiziyor bişiler üretiyor yazılar yazıyorum..kimseye bir şey beğendirmek gibi bir gayem yok olmadı da.. yaptıklarım beni mutlu ettiği sürece yapmaya devam edeceğim..

Aslında bir kaç sergi var gitmek istediğim önümüzde ki günlerde ama araya kısa kısa seyahatlerim girecek değişik müzeler ve sergileri ziyaret etme şansım olacak güzel kareler arşivlemeyi umud ediyorum :) 
zaman öyle hızlı akıyor ki herşeye ucu ucuna yetişiyorum neredeyse..
24 saatin yetmediği zamanlarımdayım..
eski geleneğimi sürdürüp bir şarkı bırakıp kaçıyorum..
Şarkı için bir tık



8 Mayıs 2014 Perşembe

The Mission






Filmi az önce bitirdim ve tazecik duygularımı gözlerimin doluluğu geçmeden paylaşmak istedim..

Şimdi bahsedeceğim film 1986 ABD - İNGİLTERE yapımı bir drama 

The Mission

Nereden konuya giriş yapsam bilemiyorum..Çok etkilendim..O muhteşem,insanı hem dibe çeken hem de göklere çıkaran müzik öyle sahnelerde verilmiş ki ancak bu kadar olabilirdi dedim..Bazen müziğe ve sahnelere öyle kapıldım ki konuşmaları bir kaç kere geri sarıp dinlediğim oldu..

Robert de niro'nun uzun saçları sakalları ve ayağında yer yer görülen sandeletli halide etkileyici faktörler arasında :) 


Filmin konusu bence realizm ve idealizm arasında geçiyor..

5 Mayıs 2014 Pazartesi

İşte öyle bir şey

yine bir film hakkında yazı ile giriş yapacaktım ama izlediğim filmlerle alakalı yazılarım o kadar birikti ki, ve bi kaç haftadır o kadar kafa patlatmam gereken  işler oldu ki haliyle odaklanıp yazı falan yazamadım..

bende dedim en iyisi gezeyim bari biraz deşarj olur öyle yazarım..
bi haftadır yolunu kaybetmiş kedi gibi geziyorum resmen :) eve ocağa girmez oldum tabiri caizse..ama tabi dozunda bıraktım..şimdi biraz da işe güce yönelmek lazım dedim kırdım dizimi yarından itibaren harıl harıl çalışıcam..

burayı da bayadır boş bıraktım bari bir kaç fotografla dolduralım anısı kalsın diğmi :)

Mihrabat korusu masal bahçe 


21 Nisan 2014 Pazartesi

itidalse bunun adı şimdi ben mutedilmişim.




hiç kuşku yok, seçilmişim 
ne garip! önce ceset kılınmışım, sonra ruh üflenmiş bana.

içecek suyum, yenecek lokmam, ikbalim, itibarım, idbarım, çilem varmış. benim de yürünecek yolum varmış şu küre-i âlemde, bu dünya üzerinden ben de gelip de geçecekmişim. 

yoklar defterinde değilmiş kaydım. toprak kıvamında takılmamış, cesetle toprak arasında kalmamışım. ruhsuz bir beden olarak doğmamış, şuursuz bir ruh olarak yaratılmamışım. 

adem'den vücuda geçmişim, vücuddan hayata, hayattan

17 Nisan 2014 Perşembe

Bazı yazarların üslubuna hayranım..


'Canım . . .



“Canım insanoğlu, kulaklarını tıkıyor, gözünü kapatıyor ve susuyor başka acılara karşı.
Bencillik kol geziyor.
Bunu, oturup seninle konuşabilmeyi isterdim.
Musibetler, acılar ve kederler gelip kapılarına dayanmadıkça kılını kıpırdatmıyor insanlar.
En yakınları için bile.
Alt komşuları, uzaktaki oğulları, kızları, kardeşleri bin kederle sarsılırken eğlencelerine ara vermiyor; mutluluk hesapları yapıyor, hayaller kuruyorlar. ‘Bana dokunmayan yılan…’ diyorlar.

Yılan, en yakınlarını dişleyip zehirlerken, onlar bu zehirli yaratığın kıvrılışlarına, kayıp gidişine hayranlık duyuyor; ama, diyorlar, ancak diyorlar, fakat diyorlar; ‘Ne de güzel yaşayıp gidiyoruz.’ İnsanlar, yılanın bir gün gelip kendilerini zehirleyeceği gerçeğini hayal bile edemiyor.

9 Nisan 2014 Çarşamba

Bir AYRILIK (aslında sadece bir ayrılık değil bir çok kopuşu da beraberinde getiren silsileler bütünüdür..) İran başyapıtı Ödüllü film

Bir Ayrılık (orjinal adıyla: Jodaeiye Nader az Simin)
Yönetmen: Asghar Farhadi



Ödülleri  sayamayacağım kadar çok olan bana göre muhteşem bir film..2012 yılında izlemiştim.
Bu gün İksv listesinde olduğunu  görünce tekrar izlemek istedim..Normalde pek nadirdir aynı filmi iki defa izlemem ama bu film tekrar izlenmeli diye not aldığım filmler arasında..
Muhtemelen bir çok kişi izlemiştir özelikle İran kültürüne merakı olanların kaçırmamış olacağını düşünüyorum..Ama yine de izlememiş olanlar vardır belki diye izlenimlerimi aktarmak istiyorum..

16 Mart 2014 Pazar

Watercolor flower pattern design..

son zamanlarda çizim yapmaya zaman bulamıyordum, bulduğum zamanda genelde kuş çiziyordum zaten..Sürekli pc de grafik işleri yapınca insan el çizimi ve boyamasına hasret kalıyor..ve yaptığında da büyük bir şevkle yapıp her zamankinden daha fazla keyif alıyor haliyle.. 
yanımda sürekli defter taşırım nereye gidersem gideyim eskiz defterim yanımda yoksa kendimi eksik hissediyorum..defterim ve boyalarım

9 Mart 2014 Pazar

Köylü Ekrem ve Felsefesi ( Mutlaka izlenmeli )

Aslında buraya bir etkinlik postu ile  gelecektim ama bir kaç gündür izlemekten kendimi alamadığım bir videoyu paylaşmak istiyorum..
"40 yaşında doğduğumu ve çocuk olarak öleceğimi düşünüyorum."Köylü Ekrem.

Ben bu adamı nasıl tanımlayacağımı bilemedim .. Ne desem eksik ve az kalacak..
Benim gözümde ki düşümde ki insan profili tam olarak budur diyebilirim. Böyle insanların var olduğunu bilmek, beni o kadar mutlu etti ki ve  böyle güzel adamların bir yerlerde yaşıyor olması, bana bu dünya için umut hala var dedirtti..Köylü Ekrem, bu felsefesiyle bana sanat üzerine yeniden sorgulama yaptırdı..
Yalnızca sanat mı ?

7 Mart 2014 Cuma

derler ki bir yıl on iki aydır / ben bir ay gördüm ki ömrü on dört yıldır..

Ben aslında buraya bir konudan bahsetmek için girdim..ama blogumun playlistinde çalan şarkılardan öyle biri çıktı ki aklımı aldı..uzunca bi daldım bahsedeceğim şeyi unuttum..
.............
Bu aralar İran yapımı filmleri izliyorum, o kadar çok film var ki izlenecek sık kullanılanlarım dolmuş..her şey o kadar birikiyor ki hiç bir şeye yetişemiyorum her birini ucundan tırtıklıyorum haliyle hiç tat da alamıyorum..

19 Şubat 2014 Çarşamba

Bir genç kızın dramı

Teknoloji öyle girmiş ki hayatımızın içine şuan resmen elim kolum bağlandı. Akşam üzeri telefonumda ki tüm uygulamaları sildim, telefonumu sıfırlayayım dedim, ama pişman oldum. Hala açılmadı, bu kadar uzun süreceğini hiç düşünmemiştim. Aksilikler bununla da bitmiyor tabi, laptopun şarjıyla oldum olası düşmanız zaten, yine yaptı yapacağını..
Akşamdan beri sıkıntıdan patladım resmen.. Yemek faslı tv faslı diye oyalarım kendimi dedim ama, pek tv izleme alışkanlığım olmadığı için bu fasıllar kısa sürdü, oturdum eskiz defterimin başına biraz çiziktirdim.. Ama insanın yapacak işleri olunca kafasını veremiyor , en azından ben yapamıyorum.. Tasarımı hazırlanacak 3 firmanın kurumsal kimliği ve diğer firmaların menüsü, bir diğerinin afişleri ve yine hazırlanmayı bekleyen 3 adet logo çalışması.. Atılacak mailler, verilecek fiyatlar.İşler bunlarla da bitmiyor tabi, birde ek olarak boyanmayı bekleyen seramik siparişlerim, fırınlanmayı bekleyen diğer objeler ve 4 adet resim çalışması.. Ve bütün

17 Şubat 2014 Pazartesi

Eve Dönüş

Yine uzun bir aranın ardından buradayım..
önceleri bloga girmeden duramazdım şimdiler de ise hiç uğramıyorum..teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki, her gün yeni mecralarla tanışıyoruz..ve tabi bu da ilgi alanlarımızı değiştiriyor ister istemez..
çağa ayak uyduruyoruz.halbuki bloggerın ilk dönemlerin de nasılda popülerdi bu mecra ve yadsıyamayacağım bir şey var ki kendimi bilgi, sanat ve bir çok alan ile ilgili olarak geliştirmem de büyük oranda katkısı olmuştur.
ve bu yüzden benim için hiç bir zaman eski olarak nitelendirilmeyecektir..belki zaman zaman kopukluk yaşıyorum ama yine de sık olmamakla birlikte burada da paylaşım yapıyorum..

Artık eskisi gibi diğer sosyal mecralarda