5 Nisan 2013 Cuma

Samuel Beckett'in yazdığı Şahika Tekand'ın yönettiği OYUN'un galasından izlenimlerim..

sevgili blogcanım,
Selam Badel Kelam :) 

yine arayı açtım diğmii , kötü kızım ben kendime ceza vercem bunun için..

Yazmaya başlamadan evvel şarkımı da açayım şöyle Amad Amma hıh şimdi oldu..

nerden başlasam ne yazsam bilemedim..insan yazmaya yazmaya  yazma kabiliyetide köreliyor sanırım, tıpkı resim yapmak gibi.. ( burdan bi laf soktum kendime ) ama biz baykuçcuk yaptım buraya eklemek için ..
hadi ona meraba diyin :) 


önceden ne güzel günlük hikayeler yazar yayınlardım diğmi ahh şimdi nerdee..
hem o bol vakit yok hemde kafa rahatlığı..bundan ötürü yazamıyorum durumumu sorarsanız
içgüveysinden hallice :)  

Kitapları özledim elimi uzatsam dokunuyorum ama onlarla konuşamıyorum :( 



yazarken giriş gelişme sonuç kuralına uyamıyorum zaten oldum olası uyamamıştım kişisel yazılarda :)  ama belli bi anlatış biçimim vardı.. şu son zamanlarda yazdıklarıma bakınca  artık oda uçmuş :)
önceden o kadar çok şey yapardım ki acaba hangisini önce yazsam derdim..yazı çok uzun olurdu dur yarısını  yarın yayınlayayım derdim..şimdiyse  iki satır yazıp kalıorum..hönk..
yani bu demek değil ki anlatıcak birşeylerim yok..hayır!  katiyen.. asla :) var tabi var ama  anlatamıyorum yazamıyorum..insan büyüdükçe içine dönüyor sanırım..

kendime dönüyorum içime..

bu aralar ofise gelirken sürekli kendimi o küçük sahil kasabasında  hayal ediyorum..hoşköy benim için apayrı bi yere sahip, adı gibi HOŞ bir sahil kasabası..orda oturup kapkaranlık denize bakıp dalga sesleriyle yazdıklarımı hatırlıyorum.. sana yazdığım ama yollamadığım mektupları..

insan bazen anlatamıyor, benim gibi yazmayı seçiyor..ben anlatamadığımda ya susarım yada yazarım bilirsin STANDART..



neyse giriş kısmınıda hallettiğimize göre artık oyuna geçebiliriz..
dün harbiyede galası yapılan oyundan sıcağı sıcağına bahsedeyim sizlere..harbiyeye gidişim epey zor oldu, ayakabımın topukları bitmiş durumda..taksimden oraya  salına salına yürüyeyim dedim ama nerdee  ben taksime gitmeyeli taksimi taksimlemişler.. elimde birde laptop çantası ayağımda topuklu ayakkabı  öldüm bittim resmen..taksi bile yoktu bu nasıl bi aksilikse..ama zor bela da olsa oyuna yetiştim..oyuna girmeden evvel fuayede  seyirci gözlemi yapamasamdaaaaaaa çıkışta yaptım tabisiiii :)

ve gerçekten tiyatro seyircisi ile sinema seyircisinin arasında ciddi bir fark olduğunu bir kez daha onayladım..Tiyatro ayrı bir kültür, seyircisi de daha kaliteli bana  göre..
hala oyuna geçemedim :) 

Veeeeee OYUNNNNNN 



Samuel Beckett'in yazdığı ve Şahika Tekand'ın yönettiği OYUN..
“Batıyor, her şey batıyor, karanlığa, huzur geliyor, düşündüm, yine de, en sonunda, haklıydım, yine de, Tanrı’ya şükür, bu değişiklik ilk olduğunda -  düşündüm… Huzur, evet, sanırım, bir tür huzur, bütün o acılar, sanki hiç olmamış… Şimdi biliyorum, bütün bunların hepsi sadece… oyundu.”


Samuel Beckett‘ in İngilizce kaleme aldığı “play” orijinal halinde iki kadın bir erkek üç oyuncunun birbirinin aynı boydaki 3 kül küpünün/urnanın (ölülerin küllerini saklamaya yarayan vazo) içinde yalnızca başlarının gözüktüğü formda oynanmaktadır. Yüzler oyun boyunca kıpırdamadan, belirsiz bir ifadeyle durur ve oyuncular yalnızca spotlar onları aydınlatınca konuşurlar.
Oyun’un Şahika Tekand yönetimindeki halindeyse 3 oyuncu yerine bu 3 oyuncunun rollerini paylaşmış 10 kadın 5 erkek oyuncu var. Bu 15 oyuncu küpler yerine kare kutulara oturtulmuşlar. Tekand’ın deyişiyle “Oyuncunun bir çeşit içine hapsolduğu bu alanlar küçük bir oda, aynı zamanda sahne, aynı zamanda bir apartman katı, aynı zamanda mezar”. Yine onları harekete geçiren ve konuşturan, ışık. 

Hikaye hepimizin tanıdık olduğu bir aldatma hikayesi gibi duruyor. Ama “Oyun”, aslında daha çok 2. Dünya Savaşı’ ndan sonra meydana gelen toplumsal değişimler sonucunda, bireyselleşmek isterken yalnızlaşan; yaşamın yükünü kaldıramayacak hale gelen insanların çaresizliği üzerine. Bütün oyun boyunca da bu “aldatma hikayesini” 15 oyuncunun ağzından, çok hızlı bir şekilde tekrar tekrar dinliyoruz. Oyunun temposunu ve oyuncuların hızını yakaladığımızda, hikayeye dair bazı noktaları kapmak mümkün; ama bir süre sonra hikaye değil oyuncuların ve belki de daha çok ışıkçının performansına hayran olmaktan sadece izlediğimiz şeyden zevk almaya başlıyoruz. Beckett öyle oyunlar yazmış ki; oyunun içinden rastgele seçilen herhangi bir cümle bile hayata, insana, insanın çevresiyle kurduğu ilişkilere dair çok ufak ama aslında kocaman şeyler söyler. O yüzden de belki oyunu izlerken; böyle oldu, sonra böyle oldu, bundan ötürü de şu oldu gibi bir anlamsal bütünlük kurmaya çalışmak yerine oyundaki bazı güzel replikleri duyup performansları izlemek seyirciye çok fazla keyif verebilir diye düşünüyorum. Kaldı ki belki de oyunu tam anlamak için iki kere izlemek bile gerekebilir.

Şahika Tekand'ın izlediğim ilk oyunuydu..ama bundan sonra Studio Oyuncularını sürekli takip edeceğim gibi görünüyor..Uygulamasını çok başarılı buldum , mimikler ses tonu, hız, ışık, duygu  vs..ama dışarıya yansıyan hızı ile tek seyredişte içinde ki matematiğin o kurgunun kavranması oldukça zor olan ışık düzeninin her seyirci için algılanması tek seferde zor..

gözlerimi bir an bile ayırmadan pür dikkat izledim..ve oyuncuları ayakta alkışladım..Ve aklımda kalan Özge Özder'in sesi ve  bazı replikler oldu..

Aklımda yer edinen replikler;

-Ben o kadar...Göründüğüm kadar mıyım ?

-Onsuz yaşayamayacağımı söyledim, ve yaşayabiliceğime inanmıyorum.

-Yapabilirsin diğmi ?

-Ya bütün bunlar? Ne zaman bütün bunlar – bütün bunlar, ne zaman bütün bunlar…sadece oyun?

-Bana bakan var mı? Beni dinleyen var mı? beni düşünen birileri var mı acaba?






4 yorum :

galata taksim dedi ki...

slm meryem yine yazmışsın güzelcene zaten ne geldiyse bu başıma kurallardan insanlar ne diyicek felan filan hayatı akışına bırakmak lazım aslında birde biraz dağınıksın sanırım işlerde yoğun galiba ondan oluyor bu karmaşıklık

galata taksim dedi ki...

merhaba meryem yorum yazmıştım ama gelmedi sanırım.

francesca mckennitt dedi ki...

Ben de çok merak ediyorum oyun'u ama hala gidemedim. Çok da vakit kalmadı. Umarım kaçırmam :( Yalnız Studio oyuncuları ifadesini anlamadım, şehir tiyatrosunun kendi oyuncuları oynamıyor mu oyunda?

Berra dedi ki...

Selencim stüdyo oyucuları şahika hanımın tiyatrosunun adı..yani onun oyunlarını takip edicem anlamında dedim :)

bence de fırsatını buldugunda git mutlaka :)