30 Haziran 2010 Çarşamba

bir mim de zeynepten alıyoruz :)

zeynep mimlenirde berra'yı eksik bırakır mı hiç:)) bırakmaz tabii .. çok sevdiğim arkadaşım beni mimlemiş, seni seçtim pikachu demiş.. yazmazsam çizicekmiş  :))))  ( nerde o günler ) her neyse bende pikachularımı seçip  tuşa basıyorum  "sizi seçtim pikachular" :)))
P:S : halimecim  seni bana bırakmış :) ne düşünceli kız dimi :))

pikachularım :)


1. Hangi işleri yarım bırakırsın yada bıraktığın neler var?

hımm..şu ara yarım bıraktığım bişi yok sanırım.. varsada hatırlamıyorum.. ama başlamamı bekleyen çok şey var benimde..genelde sevmediğim yada sıkıldığım şeyleri yarım bırakırım..yada damarıma basarsa biri inadım tutar bırakırım..


2. Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?

evet  son zamanlarda kayıplarımız oldu :(  allah rahmet eylesin..mekanları cennet olsun..

3. En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?

yemek yiyomusun diye  sorsana bi :)) yağlı yemekleri sevmiyorum bi gün merakımdan bi yemek söylemiştim adını bile hatırlamıorum şuan..bi teneke yağı boşaltmışlardı sanki allahım aklıma gelince bile fena oluorum :)  hemen midem agrımaya başlamıştı..bi onu biliyorum..ama genelde yemek yemediğim için onun dışında neler dokunuyo bilmiyorum..

4. aşk anlamında unutamadığın biri var mı?

hayır yok  :) unutulmaz kimse yok ki yada bana denk gelmedi,adam olsun unutturmasın kendini :) hem benim ne kadan unutkan olduğumda göz önünde bulundurulursa  böyle bi ihtimal olsada kalkıo ortadan :) 


5. Çocukken sevdiğin çizgi filmler?

bizim zamanımızdakiler çok güzeldi cidden..hala denk gelirsem izlerim.. ama şimdikiler de aşmış kendini ya..serra ve paşa izlerken bende izlemek zorunda kalıorum bazen..seviyorumda  
casper:mübarek iyilik meleğiydi :) 
tom ve jery: bunu halada izliorum  ( öyle kaptırmışım ki kendimi  jery'e olan aşkımdan bi hamster bile aldım onun kadar fırıldak deildi ama olsun ragıpcanın hakkını yemek olmaz:)
şeker kız candy:bu da dramatik dizi tarzında sevdiklerimdendi..antonyoyla  bi türlü kavuşamıyodu uyuz oluyodum .. o ara antonyoya aşık olmuştum :) 
şirinler- rich rich- falan filan ..pek aklıma  gelmiyo şimdi ..

6. Blogger'a ne zaman kayıt oldun? Kim vesile oldu? Nereden duydun? 

28 ocakta kayıt oldum..zeynepcim vesile oldu :) bi gün bana "berrock ya sana da açalım mı? blog "dedi. senin hayatın  çok action  güzel olur hem :) falan fıstık bide o ara sk da istediğimiz gibi muhabbet edemiyoduk (ben halime zeynep ) siraz abi kızıyodu :) :P
zeynebin blogunda da geyik yapamıyoduk malum içeriği belli :)) 
ee o zman açalımda istediğimiz gibi takılalım  dedik..saolsun yardımcı oldu blogumu açtık:) 

7. Çok paran oldu neler yaparsın?

çok param olunca karar vericem ona :) bişi gerçekleşmeden varsaymaktan haz etmiyorum ya :) hem "ya hep ya hiç"benim felsefem :) olsunda yapıcak şey çok..
bir mim'in daha sonuna gelmiş bulunuyoruz .. mimleyen ve kendini mimleten herkese kucak dolusu sevgiler :)) 


24 Haziran 2010 Perşembe

"Ne gözümü alabildim ne de göze alabildim''






despina vandi-tha thela 

''Hani insan bazen ne ileri ne geri, tek bir adımatamaz ya... Birini yanında tutmayı bilemez ama onun


yokluğunu da istemez...Kaybetmeyi göze alamaz ama kazanmak için de mücadele etmez...Bağlanmaya

cesaret edemez ama azat da etmez onu.. Ne sevilmekten vazgeçer, ne sevmeyi bilir.Hani çok sonra zaman


geçer savrulurlar ya,o zaman dökülür dudaklardan itiraf edercesine: "Ne gözümü alabildim ne de göze 

alabildim...''

15 Haziran 2010 Salı

Nasıl Ressam Olunur ?


biraz uzun ama sıkılmadan okuyacagınıza eminim :)  

Nasıl ressam olunur ?
Adamın biri ressamdır fakat pek başarılı bir ressam değildir. Haliyle tabloları da pek satılmaz, sefalet içinde sürdürürmüş yaşantısını. Bir gün bu ressamın gazeteci bir arkadaşı kendisini ziyarete gelmiş. Sersefil halini görmüş, üzülmüş biraz. Sonunda dayanamayıp arkadaşına şöyle bir teklifte bulunmuş:

"Gel seni meşhur edeyim!"
- Nasıl yapacaksın ki?
- Her şeyi ben organize edeceğim. Ne dersem aynısını yapacaksın. İşin sonunda kârı yarı yarıya paylaşacağız. Seni çok ünlü ve büyük bir ressam yapacağım.

Ressam hala bön bön bakmakta, arkadaşının motor kayışında bir sıyırma durumu olduğuna kanaât getirmeye başlamaktadır.
- Yahu ben yıllardır resim yaparım, geldiğim yer ortada. Sen nasıl yapacaksın ki bunu, üstelik bu kadar kesin konuşuyorsun?

- Dinle şimdi. Sana bir sergi açacağız. Yeni eserler falan yapmana da gerek yok. Hatta yarım kalmışları bile koyabilirsin, farketmez.

Ressam, arkadaşının kayışını sıyırmadığına, tamamen koptuğuna kanaât getirmiştir artık.
- Eeee?
- Ben bu serginin duyurusunu yapacağım benim gazetede. Köşe yazısı, röportajlar falan yayınlayacağız. "Ünlü ressam.... Yeni sergisinde filanca tarz eserlere yer verecek" gibisinden şeyler yazacağız..

- Ne tarzı?
- Dur yahu, bir dinle hele. Sergi günü geldiğinde sen başına bir bere takacaksın. Keçi sakal da bırakacağız. Sergiye yetişmezse takma sakal yaparız. Gözüne tel çerçeve bir gözlük ve ağzında da bir pipo olacak.

- Ben pipo içmem ki?
- Yahu delirtme insanı. Bir günlüğüne içiver işte, seversin hem... Neyse. Davetliler gelip sergiyi gezmeye başlayacaklar, sen de ortalıkta dolanmaya başlayacaksın. Tabloların fiyatlarını oldukça yüksek tutacağız.İnsanlar tablolara baktıklarında haliyle eleştirecek şeyler bulacaklardır.Sen yanlarına yanaşacaksın. Onlar sana eleştirilerini söyledikleri zaman, konu ne olursa olsun gözlerinin içine derin derin bakacaksın, pipondan derin bir nefes alıp verdikten sonra ağır bir ses tonuyla:

"Sen hiç deniz gördün mü?", diye soracaksın?
- Hö?
- Tabi onlar da öyle diyecekler ama sen tavrını değiştirmeyeceksin. Sorunu tekrar edeceksin. "Sen hiç deniz gördün mü?". Baktın eveleyip geveliyorlar,dönüp sırtını gideceksin, başka bir şey söylemeyeceksin.


Bizim ressamın aklına yatmaz bu senaryo. Ne yapılmak istendiğini de anlayamaz. Buna karşın arkadaşı kendinden çok emin ve ısrarcıdır.Parasızlık da had safhadadır aksi gibi. Çaresiz kabul eder ve süreç başlar.

Bizim gazeteci, söz verdiği gibi organize eder sergiyi. Gazetesinde yazılar, röportajlar falan gırla gider. Ünlü ressam bilmem kim, filanca tarzında yaptığı son eserlerini sergiliyordur. Haber birkaç basın organına da sıçrar. Sanat camiasının ilgisi iyice yoğunlaşmıştır. Bu arada bizim ressam en keçisinden bir sakal bırakmış, iyisinden bir pipo temin edip tüttürme talimlerinde bulunmuş ve bitpazarından da bir adet entel gözlüğü takıp Fransız usulü bir berenin altına hepsini yerleştirmiştir, beynini dışarıda bırakarak.

Büyük gün gelip çatmıştır. Sergi açılışı... Davetliler, basın, galeri patronları, yeni zengin olmuş züppeler
, "Aman da kültürlü olalım",diyenler, kültürü yılların birikimi değil çarşıdan pazardan alınan bir şey zannedenler, "Zamanı gelince yaparız", diyenler... Bizim ressam da ortalıkta gezmektedir yeni kostümüyle. Resimler ise hatalarla dolu olarak ortalıkta sergilenmektedir. Vatandaşın birinin yanına yanaşır bizimkisi.

Adam resme küçümser gözle bakar ama resmin fiyatı korkunçtur. Öyle ki bizim ressam bile ürkmüştür fiyatlardan. 

Sanatsever: "Üstat, bu resimdeki dağ kompozisyonu... Hani diyecektim ki renk tonları pek natürel değil gibi. Sizce de öyle değil mi?" Zaman gelmiştir. Bizimkisi piposundan derin bir nefes alır. Aynı derinlikte bakışlarla bakar tel çerçeve gözlüklerinin ardından. Ve çıkardığı dumanlar içinden adama şöyle der: "Sen hiç deniz gördün mü?"

Adam afallamıştır. Soru bir dağ manzarası ile ilgilidir.
- Ama beyefendi , bu resim, yani dağın tonlarını diyordum...
Sözünü keser bizimkisi: "Sen hiç deniz gördün mü?"
Adam resme dönüp bir daha bakar. Sanki farklılaşmıştır. Evet ortada belki deniz yoktur ama hayalinde bir deniz göremeyen bir insan olarak dağın tonlarını nasıl eleştirebilir ki? Resim sadece görüleni mi anlatır oysa... Ya görülmeyenler, onları çağrıştıramaz mı? Renkler ille de her şeyin doğasını yansıtırsa fotoğraftan ne farkı kalır resmin?Bu sanatın ruhu nerededir?


"Özür dilerim üstat!", der ve hemen bir işaretle yardımcısını yanına çağırır, resmi satın almak istediğini, gerekli işlemleri yapmasını söyler.

Ressam şaşırmıştır. Ama şikâyetçi değildir. Nasıl olduğunu anlamamıştır ama bir tablo satmıştır. Hemen başkalarını aramaya koyulur.

Şık giyimli bir bayan dikkatini çeker bir resminin önünde. Aksilik bu ya,tamamlanmamış bir resimdir...
- Oh, üstat, iyi ki geldiniz. Ben size şeyi soracaktım. Bu eseriniz... Sanki anlatılacak şeyler varmış da anlatılmamış gibi... Derin bir pipo nefesi ve derin bir bakışın ardından ölümcül soru gelir:

"Sen hiç deniz gördün mü?"
-Pardon?
-Sen hiç deniz gördün mü?
Kahretsin... İşte sanatçıyla benim farkım. Ben resmin görünenini görebiliyorum. Arkasını göremiyorum. Oysa o... Ruhuna iniyor... Belki anlatmak istediklerini çizmek zorunda bile değil. Daha denizi göremeyen ben fırçanın kıvrımlarındaki duyguyu nasıl algılayabilirim?

Alıyorum! Kaç paraysa... Sanata fiyat biçilmez...
Bu sefer de tutmuştur. Bizimkinin keyfi yerindedir. Ve sonra bir başkası,bir başkası daha... İki gün içerisinde yarım yamalak ne kadar tablo varsa satılır sergide. Diğer gazeteler, yayın kuruluşları röportaj yapmak için sıraya girerler. Ünlü ressam bilmem kimdir artık... Mazide ne olduğu pek de önemli değildir... Sergi bitip hasılat elde edilir. Bu karmaşa içinde gazeteci arkadaşla pek görüşme imkânı da bulamamıştır. İş bitiminde başta konuşulduğu gibi hasılatın bölüşülmesine gelmiştir sıra.
 Oturup hesapkitap yaparken pek keyiflidir gazeteci arkadaşı.
 Ressama dönerek:
"Gördün mü bak...Sayemde ünlü de oldun. Bir sürü de para kazandın. Artık sırtın yere gelmez. Bu iyiliğimi de unutma...şimdi benim payımı ver", der.

Bizimkisi yanıt verir, pipo dumanları ve tel çerçeve gözlüklerinin ardından:
"Sen hiç deniz gördün mü?"

zuahahahahah  :)) bende  böyle bi arkadaş istiyorum .. kaçıncı okuyuşum bunu hatırlamıyorum artık :) 

9 Haziran 2010 Çarşamba

Yasemin karahüseyin ile söyleşi

Yasemin hanımın kitabıyla ilgili  çok fazla mail  aldım. Bu kitap bazı arkadaşlarımızın  ödev konusu olmuş.Hatta blogta’da soran arkadaşlar oldu.Bende kendisi hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadığım için, hem  onlara hem de   kendi merak ettiklerime cevap bulmak açısından yasemin hanımı aradım bi  görüşme ayarladık.Gecen hafta buluştuk kendisiyle, kitabı hakkında  sohbet ettik yani ropörtaj bazında değildi .. bende bunu  bi kaç soruyla  ropörtaj havasına sokup kitabı ile ilgili soru soran arkadaşlara  yardımcı olmaya çalışıcam .. umarım faydalı olur.. he bu arada  nerede tanıştınız diye soran arkadaşlara da cevap verelim konusu açılmışken .. kendisiyle Sultan Ahmet yazarlar birliğinde ki söyleşisinde  tanıştık.. okul çıkışı kimin söyleşisi olduğunu bilmeden gitmiştim ve iyi ki de gitmişim  kendisini çok sevdim  inş tekrar görüşücez.. yeni kitap yolda  hadi bakalım yasemin hanıma başarılar diliyoruz..






Nerelisiniz ?
Ankara



Hangi okuldan mezun oldunuz?
İlahiyat



Evli misiniz ?
Evliyim



Yazmaya nasıl başladınız ?
İlkokulda şiirle



Sizi bu kitabı yazmaya sevk eden  şeyler nelerdir?
Hayal kurmanın gereksiz bir eylem olduğu düşüncesi,kendine olan inancını yitiren insanın bir taraftan traji-komik bir şekilde kendini tanrı ilan etmesi gibi sebepler..




Sizce yazar kimdir? Yazı yazan herkes yazar mıdır ?
Yazar,uyandırmak isteyen bir büyücüdür.



Yazmaya başlamanızdan,eser’in çıkışına kadar ki süreçten bahseder misiniz? Neler yaşadınız ? Nelerden etkilendiniz?
Bir çocuk,hayatın gerçekliğine kendi masalıyla meydan okurken neler yaşayabilirse bende onu yaşadım..Pan’ın labirentindeydim adeta.ve bu labirent’te istisnasız her şey beni etkiledi..



Karakterin acı çekmesinden etkilenir misiniz?
Etkilenmek mi ? bizzat acıyı ben çekerim.


Ademin Kanadı'nın konusu, fikri ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?
2006 yılında HEZARFEN AHMED ÇELEBİ ile ilgili yazdığım bir deneme kitabın çıkış noktasıdır.sonra ise 2008 de usta’nın yaz emriyle kağıda dökülmeye başladı..





Kitabın adını sorabilir miyim size? Ademin Kanadı olmasına ne zaman karar verdiniz, neden?
Kitap baskıya giderken karar verildi. J Ademin Kanadı çünkü, Ademin kanadı ruh ve aklın kesişmesi..



Bundan sonraki romanınız belli mi? Yeni kitap yazıyor musunuz? 
Evet yeni bir roman yazıyorum.




 Kanatlarınız olsaydı  nereye  uçmak isterdiniz ?
Her yere ..








m.berra