5 Ekim 2010 Salı

Gezi - Mevlevihane ( Tokat )

Tokat Mevlevihanesi 
Buraya bayıldım diyebilirim..Kuzim beni zor çıkardı içerden :)  Zaten oldu bitti  bu semazenlere bi zaafım vardı..Birde içeri girince baktım  dönüolar müzik falan o kadar gerçekçi ki öyle kaldım bi an :) 
Neyse  kısaca anlatayım,şimdi burası iki katlı bi mevlevihane içerisi  resmen tarihi eser dolu diyebilirim..Fotograflardan da anlaşıldığı gibi..100 yıllık  halılar, seccadeler hatta yastık kılıfları bile  halıdandı..Kırık testi ve vazo parçaları o çiniler  şamdanlar ne diyim gidip orada canlı canlı görmek gerek..



FOTOLARA BAKMAYA GEÇMEDEN ÖNCE BU NEY DİNLETİSİNİ AÇALIM Kİ O ANI HİSSETMEYE ÇALIŞALIM :) 










Şamdan

 İçeri girdiğimde burda ki maketi gerçek sandım bi an gittim  yakından baktım iyice inceledim bir sürü fotosunu çekmişim çok etkiledim ya :)) 

 Yakın markaj :)


Bahçe





El yazması Kuran-ı Kerim 





 Bu sandıklara Sakal-ı Şerif  konuluomuş


Bunlar halı seccadeler 

 Bunlarda halı parçaları
 Bunlar yastık kılıfları

 Şamdanlar








Oyy benimkiler 
 Sancak
 Bunlar da Enstürmanları ( Ney,Kudüm,def )



Semazen sema  yapan kişiye verilan ad.

Semazen
 üstündeki siyah hırkayı çıkararak, sembolik olarak, hakikate doğar kollarını bağlayarak bir rakkamını temsil eder. Böylece Allah'ın birliğine şehadet eder. 

Semâzenler tek tek şeyh efendinin elini öperek izin alır ve sema'a başlarlar.

Sema', her birine “selâm” adı verilen dört bölümden oluşur ve semâzenbaşı tarafından idâre edilir. Semâzenbaşı, semâzenlerin 
dönüşlerini kontrol ederek intizâmı temin eder.

I.Selâm, insanın kendi kulluğunu idrâk etmesidir.

II.Selâm, Allah'ın büyüklüğü ve kudreti karşısında hayranlık duymayı ifâde eder.

III.Selâm bu hayranlık duygusunun aşka 
dönüşmesidir.

IV.Selâm ise insanın yaratılıştaki vazîfesine yani kulluğa 
dönüşüdür. Çünkü İslâm' da en yüce makam, kulluktur. 

IV.Selâm'ın başlaması ile “postnişîn” yani şeyh efendi de hırkasını çıkarmadan ve kollarını açmadan sema' a girer. Postundan sema' meydanının ortasına kadar dönerek gelir ve yine dönerek postuna gider. Buna “Post Semâ'ı” denir.

Bu arada IV.Selâm bitmiş, Son Peşrev ve Son Yürüksemâî çalınmış, son taksim yapılmaktadır.

Şeyhin posttaki yerini almasıyla Son Taksim de sona erer ve Kur'an-ı Kerîm'den bir bölüm yani “Aşr-ı Şerîf” okunur. Son dualar, Allah'ın adı olan “Hû” nidâları ile son selamlaşmalarla Semâ' Töreni sona erer. Şeyh Efendi'den sonra semâzenler ve mutrıp da şeyh postunu selâmlayıp semâhâneyi terkederler..



Bookmark and Share

10 yorum :

Adsız dedi ki...

Bayıldım... Bu kadar net ve kısa anlatılamazdı... Teşekkür ederim.. yazdığın için... ama inan bana gerçek bir Mevlevi hane ile maketlerle doldurulmuş bir müza arasındaki fark hayal ile gerçek arasındaki fark kadar fazladır...

Berra'nın Çöplüğü dedi ki...

Adsız Tabi ki gerçekler maket arasında dediğin gibi fark var.. sonuçta burası müze yani adamların hergün paso döndüğünü düşünsene olmaz heralde yani :) gerçeğinide izlicem en kısa zmanda inş

NiLaY dedi ki...

süper geldi bu post bana söyliyim arkadaşım :) yazan ellerine sağlık..

NiLaY dedi ki...

yorum yazdım ama geldimi bilemedim yani canım anafikir bayıldımdı :)))

Berra'nın Çöplüğü dedi ki...

Nilayyy :)) tşk ederim cnm çok saol elimden geldiğince gördüğüm gezdiğim yerlerle ilgili post yazmaya çalışıorum..aslında daha çok fotolarla anlatıorum desem daha iyi olur :=)

Adsız dedi ki...

Öncelikli olarak ben gerçeğinide gördüm... ayrıca şunu söyleyim mevlevi hane nin çok kısıtlı bir bölümü gezmişsin ama sema ile ilgili bilgilerin benimkisiyle örtüşüyor.

örneğin mevlevi hane içersindeki çilehaneyi görmeniz gerektiğini düşünüyorum. anlatılana göre burada dervişler 40 gün boyunca uyumadan sadece kuru ekmek yiyip su içerek ilim tahsil ederlermiş. Hatta uykusu geldiğinde uyumasın diye ayağa kalkıp çenelerinin altına bir sopa koyarlarmış, eğer olurda uyuya kalırlarsa yere düştükleri için uyanır tekrar okumaya devam ederlermiş...

bunun haricinde her gün dönmekten bahsetmişsin. Mevlevi hanelerde sema günü birlik yapılan bir ibadet olarak algılanabilir. Ancak semazen olmak isteyen dervişin bir takım hallere sahip olması şartı vardır sonrasında sema dönüşü için özel bir eğitim alır. bundan sonra semaya katılabilecek yeterliliğe sahip olur.

bunun haricinde Selçuklu ve Osmanlı döneminde mevlevi haneler vakıf olarak görüldükleri için kendi gelirleri vardı. Bu nedenle ki isteyenler gereken kabul şartlarını sağladıkları taktirde derviş olarak tekkeye kabul edilir ve burada tüm zamanlarını ibadet e ayırabilirlerdi... Diğer masraflar vakfa ait idi... O nedenle o dönemlerde her gün sema dönen dervişleri görmek mümkündü... Atatürk döneminde Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte Tekke ve Zaviyeleri kendi şahsi çıkarları için kullanan bir takım art niyetli insanları engellemek amacıyla kapatıldılar ve bazıları müze oldu. Dönem yapılması gerekendi belkide ama kurunun yanında yaşta yandı işte.

Berra'nın Çöplüğü dedi ki...

Adsız..çok güzel şeyler yazmışsın tşk ederim.. çilehane dediğin yeri görmedim yani görevli yanımızdaydı o bize eşlik etti bakmadıgım bi yer kalmadı orda .. burası da dediğin gibi müze olarak kullanılıyor.. ayrıca hergün dönmek derken espirisine söyledim ..semazenler hakkında az da olsa bi bilgim var kendimce araştırma yaptım.. gerçekte müze olarak değilde hala ayakta ve işlev gören bir mevlevi hane varmı bilmiorum ama araştırıp gitmek istiyorum.. öncelikle galata mevlevihanesini görmek istiyorum iskender pala hocamızın bi seminerinde konusu geçmişti orayla ilgili bi kıssa anlatmıştı.. sanırım sende ilgilisin bu konularla ?

Adsız dedi ki...

tasavvuf ve sufîzm ilgisi var bendede evet...
ama sufî misin diye sorarsan olabildiğimi sanmıyorum. yani gönlümüzde olmak sevdası var tabi lakin o makama lâyık olabilmek ayrı bir olay tamamen...

evet bildiğim kadarıyla Galata mevlevi hanesi tam anlamıyla olmasada kısmen halen aktif bir durumda... yani semâ ayinleri düzenleniyor halen ancak bunun dışında yaptıkları Mevlevîliği anlatmak. neyse ben şimdi ankarada olduğum için gidemiyorum ama olurda İstanbul'a gelirsem artık rehberim olarak sen gezdirirsin beni...
Bu arada ikidir adsız diyorsun madem öyle bir adım olsun G.K.

Berra'nın Çöplüğü dedi ki...

sen isim yazmadığın için mecburen o şekilde hitap etmek zorunda kaldım g.K :)) bende hayranım sufilere .. belkide sende öylesin bilmiorum alçak günüllülük yapıosun gibime geliyo :) bu arada ben en kısa zamanda sultanahmette bi sema ayinine katılıcam izlemek için.. İstanbula yolun düşerse eğer tabi ki neden olmasın :)

Adsız dedi ki...

Öncelikle iş nedeniyle önümüzdeki bir kaç ay içersinde yani önümüzdeki bahar yada yaz aylarında muhtemelen istanbula yolum düşecek... bazı eğitimleri vermek amacıyla geleceğim gibi... yani bunlar şuanki konumumda ihtimal dahilinde...

Gelelim tevazu olayına... yaptığımız şeyin adına tevazu denebilirse ne ala zira nefsimizin tevazu göstereceğiz diye bizi kandırıyor olması gibi bir durumda söz konusu olabilir. O nedenle bu hale bir isim vermeyelim şimdilik.

Birde benden sana müzik önerisi o zaman yansımalar isminde bir grup var onları dinlemeni öneririm. ağırlıklı olarak tasavvuf müziği yapıyorlar ensturmental olarak.

G.K.