11 Şubat 2010 Perşembe

Kalemimden -2

video


Gece gece yatmaya hazırlanırken birden aklıma can yücel geldi .. önce kendi kendime kafamda sayfalarca yazı yazdım sorular sordum cvplayacak kimse yok.. en iyisi kağıda dökmek dedim.."Çok sevmessen çok acımazsın" demiş CAN YÜCEL .. peki bu o kadar kolaymı ki ..yani birini az yada çok sevmek diye bir durum söz konusu olabilir mi ? bunun bir ölçüsü var mıdır ? herkes sever birilerini annenide seversin kardeşinide dayınıda vs.. hatta tanımadığın kişileri bile sırf insan olduğu için seversin.. ne demişti YUNUS EMRE "yaratılanı severim yaratandan ötürü" (bu tasavvuf cümlesi ilk başlarda anlaşılamadığından yunus emre hak etmediği şeyler görmüştür.. ) şimdi annen le tanımadığın bir kişiyi kıyaslayamazsın anneni daha çok seversin çünkü herşeyin bi ölçüsü vardır değil mi ? ama sonra yine hiç tanımadığın bir kişiye gün gelir aşık olursun .. herşeyden çok seversin belki.. sonra bi bakmışsın ki senin güzelim ölçülü sevme terazinin yerinde yeller esiyor..çok sevdin bak elinde olmadan hani ölçülü olucam az sevicem diyordun n'oldu ? kimi aşklar mutlu sonla biter kimisi dünyada cehennemi yaşatır adama öyle acıtır ki canını.. ee nerde kaldı bizim ölçümüz .. o zman anlarız ki az yada çok sevmek elimizde değil..insanız çok sevmek gibi bir özelliğimiz olduğu gibi unutmak gibi bir özelliğimizde var değil mi ?.. böyle teselli ederiz kendimizi..en son yaşadığımız acılar öncekilerden daha büyük gelir bize daha önce hiç bu kadar acımamıştım deriz.. aslında acımışızdır ama hatırlamayız..insanız ya unuturuz..unutmamak için ne kadar çabalasakta unuturuz.. yoksa herkes yaşadıklarını unutmasaydı ne olurdu ? aşk biter biz çekip gideriz..gidermiyiz gerçekten..gidebilirmiyiz ki .. unutabilirmiyiz ki.. unutmayız.. bunlar benim kendime söylediğim beyaz yalanlar..unutmayız ama zaman ve hayat hatırlatıcak fırsat vermez belki.. unutmayız..derinden yaşadıysak eger unutamayız..

ÇOK SEVMEZSEN ÇOK ACIMAZSIN

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...


BUDA FUZULİ'DEN GELSİN..

Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanma ki şair sözü elbette yalandır...

23 yorum :

Adsız dedi ki...

can abimize katılıyorum kimseyi fazla sevmeyeceksin biraz duygusuz olmayı bileceksin üzülmemek için

kupa kızı* dedi ki...

yazıyı okurken aklıma çok şey geldi. yazmaya gelince şuan yazamıyorum. eline sağlık bende aynı düşünüyorum.

Berra'nın Çöplüğü dedi ki...

evet ama fazla sevmemek elde mi ki .. işte benim bu noktada kafam karıştı ..sevgi bu elle tutulur bişey değil ki .. az seveyim çok seveyim olmuyo.. ama yapabilene brova.. :))


tşk ederim kupa kızı sende yaz aklına gelenleri bazı noktada tıkanıyo insan.. sorular cvpsız kalmasın :)

kupa kızı* dedi ki...

dinledim seni yazdım :)

Adam dedi ki...

sevgili berra;
bence senin bahsettiğin aşkla sevmek iki farklı şey. aşk diye anlatılan yani bir karşı cinse olan sevgi, içinde büyük ölçüde tutku ve cinsellik barındıran bir şey. insan doğasında olanın dışa yansıması olup biten. üreme, çiftleşme içgüdüsü öyle güçlü ki beğendiğin, sevdiğin karşı cinsi olmadığı yerde görüyor, gözünde büyütüyorsun ve hatta bu anlamda biraz da tapınıyorsun. ne zaman ki elde edip, beraber yaşamaya başlıyorsun işte o zaman yavaş yavaş anlıyorsun aşkın sadece insanın içine konmuş bir dürtünün ortaya çıkması olduğunu.

kişi hem sevip hem de aşık olabilir tabi ki ama aşk hiçbir zaman sevgiden öte, değerli bir şey değildir. sevgi uzun ömürlüdür, emek ister.

yeni tanışılan biri yıllarını seninle geçirmiş iyi bir anne babadan daha değerli olamaz. ne zaman ki seninle iyisiyle, kötüsüyle uzun zaman geçirir o zaman ancak gerçek anlamda değerlendirirsin, değer verirsin.

can yücel in demek istediğini de şöyle anlıyorum: hayata dedevam edebilmek için kimseye gereğinden fazla değer vermeyeceksin, beklentilerini fazla tutup üzülmeyeceksin.

hayatımızdaki insanlar değerlidir evet ama kimse tek başına hayatın anlamı değildir.

Dijital Günlük dedi ki...

Adam, sana katılıyorum. Doğru tespitler!

Berra'nın Çöplüğü dedi ki...

vayyy hocam n'yaptın sen yaa :)) ne güzel açıklamışsın bundan sonra sorularım cvpsız kalmayacak demek ki ne güzel.. ama hala diretiyorum şu konuda

birini az yada çok sevmek kişinin elinde değildir.. çok seversin çok ta acırsın :)

kupa kızı* dedi ki...

kesinlikle doğru bence de (:

Adsız dedi ki...

Aşk sadece karşı cinse duyulmaz. Bu sebeple cinsellikle de kesinlikle ilgisi yoktur. Aşk; karşıdaki kişi ya da varlık için tam bağımlılık, kötü huyları bile olsa görmemek, kör olmak, sağır olmak, uğruna dağları delmek ve hatta manevi boyutta değerlendirecek olursak çilehaneye girip ya da inzivaya çekilip sürekli ibadet etmek demektir.

Bütün bunları yoğun bir şekilde yaşarken cinselliği düşünebiliyorsanız demek ki aşık değilsiniz. Sanırım bu kavram çağa göre giderek değişiyor. İki günlük geçici tutkulara bile günümüzde aşk teşhisi konuluyor.

Sevgi kavramı da aşkın LITE versiyonu olup daha kullanışlıdır. Aklınız başınızda olur en azından :) Burada ki cinsellik, kişinin nefsine göre ve sevginin aşk dışında kendi içindeki derecesine göre değişebilir.

Adam dedi ki...

öncelikle yukarıdaki yorumda yazım yanlışlarım olmuş, özür dilerim.
------------------------
Sayın Adsız;

burada bahsedilen aşktan bahsediyorum ben. berra nın değindiği yerden konuyu ele aldım ve günümüzde çoğu insanda aşkı genellikle bu şekilde ele alıyor. bu anlamda olan aşkı da küçümsemiyorum yanlış anlaşılmasın. bunun aşırısımım insana zarar verici nitelikleri olduğundan bahsettim ayrıca.

sizin bahsettiğiniz aşk ilahi aşk olsa gerek yani tanrı' ya karşı hissedilen. konuyu tasavvuf eksenine çekip de tartışmayı uzatmanın anlamı yok diye düşünüyorum.

aşk bir kelime, bir kavram, önemli olan kişilerin onu nasıl anlamlandırdıklarıdır.
----------------------------

sevgili berra;

birini az ya da çok sevmek tabi ki elde değil. sevgi elle, gözle ölçülebilen sınırları çizilebilen bir şey değil sonuçta.
zaten sevgi hesaba, kitaba göre düşünülmeye başlayınca sorun var demektir.
insanlar arasıdaki sevgi, saygı meselelerinde karşılıklılık da önemli bir olgu. uzatmayayım daha fazla. :)

Berra'nın Çöplüğü dedi ki...

şimdi ben nasıl degerlendirdigimi şöyle açıklayayım .. insan aşık oldugunda gözü bişi görmez evet ..aşıksın dünya ikinizin etrafında dönüyor sanırsın..aşk yalnızca karşı cinse duyulmaz evet ama allaha olan aşkla sevgiliye olan farklı ..sevgiliye duydugun aşkta illaki cinsellik olur insan sevdigine dokunmak ister tabiki.. he şuda var gnümüzdeki aşkların bi çogunun temeli cinselliğe dayalı olabilir..aşk cinselliğe dayalıdır demmiyorum çünkü bence değildir..hala gerçek aşkların olduguna inanıyorum ben..

Dijital Günlük dedi ki...

Adam’ ın yaptığı tespitler günümüz için yani. Eskisi gibi Leyla ile Mecnunlar ya da Kerem İle Aslılar yok. Günümüzde bir ay geziyorlar aşkım diye hitap ediyorlar. Bu kadar basit mi bu kelimenin anlamı? Günümüzde artık bu olayı cinselliğe kadar getiriyorlar, sağolsun diziler boy boy aşk ile cinsellik sahnelerini bağdaştırıyorlar. Kadınlar duygusal bakabilir ama erkeklerin olaya bakışları farklıdır bence. Ayrıca siz bir insana duyduğunuzla aşkla Allah aşkı arasında dağlar kadar fark vardır. Konuda da üzerinde durulan karşı cinse olan aşk. O yüzden yapılan değerlendirmeler günümüze göre. Bence kalıcı olan sevgidir. Aşkın heyecanı biter ama sevgi hep sizinledir. Aslında olay aşkı nasıl değerlendirdiğinizle ilgilidir. Aşkta duygular, heyecanlar yüksektir. Bir anda sönebilir ama sevgi daha kalıcıdır. Olay yaşanmışlık ve kişinin nasıl baktığıyla ilgilidir. İsterse dünyanın en kötü insanı olsun, insan gene sevebilir. Modern dünyadaki, eski dönemlerdeki aşk ve gerçek aşk… Aşkla ilgili iki güzel yazı, bakabilirsiniz. Yani söz konusu kavram dediğim gibi kişiye göre değişir. İrdele irdele bitmez. (Bana ne yaww…)

http://www.kralinsoytarisi.com/istemekle-asik-olunmuyor-maalesef/
http://www.kralinsoytarisi.com/aska-yurek-gerek/

Adam dedi ki...

benzer şeylerden bahsediyoruz aslında ama kavramları tanımlarken farklı şeyler söylüyoruz.
sevgiye dayalı, yalansız, saygıyla, anlayışla yürütülen beraberlikler günümüzde de var aslında.

şu var ama bir de (eğer karşı cinse hissedilenlerden bahsediyorsak), sevgi denen şey cinsiyet farkı gözetmeksizin herkese beslenir ancak karşı cinse karşı olandaki farklılık nedir? bence bu konuyu kişi kafasında aydınlatmalı. (uzuyor konu, dikkat!) :)

Adsız dedi ki...

aşk mıdır insanlari birbirine bağlayan
yoksa insanlar bağlandiklari için mi cıkar aşk
aşk nedir sizce?
dayanilmaz mide ağrıları
el terlemeleri mi
kaç kişi tarif edebilir aşkı bana
neler anlatırlar sizce
aşk nedir sizce
gerçekten o kadar özel mi sizce
neden öyleyse herkes aşık olur
neden milyonda bir görünmez?
yoksa aşk karşındakini
elde etmek için sölenen bi yalan mi?


bu soruların herbirinin cevabı, karşındaki kişinin kalbinde yatar bence. tabi kalbi taşıyan doru kişiyse...
yanlış kişiyi fazla seversen yanlış
ya doğru kişiyi az seversen
ya o zaman ne olacak?
insan neden hep negatif düşünür kü.
herşeyimizin kısıtlandığı.
hep kabuğmuza çekildiğimiz bu günlerde
aşkı sevgiyi bari özgürce yaşayalim ama demi? sevgiler
berracım ellerina sağlık.


Teoman

Adam dedi ki...

sevgili zeynep;
kralın soytarısı sayfasındaki ilgili yerleri okudum. bunlar bize ortaokuldan beri okutulan, ezberletilen şeyler ama bunlar edebiyat. etrafımıza baktığımızda leylalar, mecnunlar, keremler, aslılar görmüyoruz. bence gerçekçi yaklaşmalı konuya. leyla ile mecnun içinde felsefik anlamlar barındıran bir hikaye. konun özü şu değil mi? mecnun leyla yı gözünde o kadar büyütmüş, öyle bir noktaya çıkarmış ki ona kavuştuğunda aradığı leyla nın o olmadığını anlamış. bu hikayeyi ancak tanrı sevgisi gibi konuları açıklarken ya da insana duyulan tapma şeklindeki ilgiyi açıklarken örnek verebiliriz. leyla ile mecnun hikayesi kadın-erkek ilişkileri için ideal sunmuyor yani bize.

ayrıca yazıda bir yerde karşılıksız sevgiden bahsetmiş ki bu da yanıltıcı bir kavram. kişi karşılıksız sevmez kimseyi. imkansız aşk denen şey aslında kişinin egosunun altında ezilmesidir. burada da asıl mesele cinsellikle alakalı bence yoksa sevgi duymak zor bir şey değildir ama sahiplenmek bambaşka bir şeydir. karşılık bulamadığı halde kişi biri için hayatını heba ediyor, deprsyondan kurtulamıyorsa bu akıldışıdır. benlik reddedilmediği kabullenmediği için bu saplantı aslında. olay bu kadar basit aslında. o yüzden insanlar karşılık bulamadıkları kişileri zamanla unutuyorlar. unutuyorlar derken o eski haliyle, tutkuyla istemiyorlar.

Dijital Günlük dedi ki...

Bilhassa eski dönem ve edebiyattaki aşkı vurgulamak istedim. Aslında şu an herkesin kafasında olan, istediği aşk kavramı ya da aşk arayışı :)
Adam, hangi bölümdesin sakıncası yoksa söylemenin? Bayağı derinlemesine tartışma oldu, eleştirisel. Aşk konusunda yorum yapamayacağım. Hele şu sıralar her blogta bu konuda yazı var, aşk ve sevgi tartışmaları, 14 Şubat vesaire...
Şu an ben okul şartları ve sınavlar konusunda isyan bayrağı çektiğimden, bu tarz konular uzak benden :) The end...

Adam dedi ki...

sanata, edebiyata düşkün biri için alakasız gelebilir okuduğum bölüm. :) yüksek lisansı çalışma ekonomisi bölümünde yapıyorum ama lisansta iktisat ve işletme okudum. keşkelerim var bu konuda. güzel sanatlar, konservatuar, edebiyat vb bölümlerden birini okusaymışım diyorum hep. :(

emrah dedi ki...

slm Berra, evet az veya çok aşık olabilmek bence insanların elinde hatta kime aşık olup olamayacağıda sürekli o insanın olumlu yanlarını görürsek aşk dediğimiz artar ama olumsuz yönlerini de tarafsız bir şekilde düşünebilirsek belki o aşka hiç başlamayacağız bile
bi de tabi bunları düşünürken aşık olma durumu var mı bilemem ama tarafsız düşünülemez sanırım

Dijital Günlük dedi ki...

Sanat ve edebiyat, aslında hepsini bir düşünürsek, çocğu insanın farklı bölümde olsa bunları ilgisi vardır hatta ikinci bir alandır o insanlar için. Kendi alanının, sanatın sana vereceği keyfi vermeyebilir. Ayrı bir dünya düşünülebilir :) Tezinde başarılar diliyorum. Kolay gelsin, Adam!

Berra'nın Çöplüğü dedi ki...

herkes farklı bi yerden yaklaşıyor.. bence aşk kayıtsız şartsız teslim olmak..birine aşık oldugunda olumsuz yanlarını görsen bile onu olumlu bi hale getirebiliyor insan.. hepimiz farklı pencereden bakıyoruz ..benim doğrum başkasının doğrularıyla örtüşmeyebilir bu çok normal herkesin aşk anlayışı farklı..

teoman: doğru yada yanlış kişi olduğunu tanımadan anlayamayız..yanlış kişiyi fazla sevdiğimizde yanlışları görmezden geliriz.. :)) hehe ben artık aşk konusunda bişi demiyorum.. özgürce yaşanmalı aşk umarım herkesin karşına kendisi için "doğru " diye tabir ettiği kişiler çıkar..

Emrah Aydın dedi ki...

bu ikilemi çözebilen olduğunu sanmıyorum, ama dediğin gibi herkesin kendisi için doğru diyebildiği çıkar karşısına,
ama insan olumsuz yönleri çok olan birine baştan aşık olmaz çok nadir olur bu durum ama bizim için daha uygun olanı bilip aşık olmak daha kolay galiba

Adam dedi ki...

Berra' nın vesilesiyle bir şekilde yine irdeledik aşkı, sevgiyi. Son yazdığına katılıyorum Berra; herkesin doğrusu, herkesin aşk tanımı farklı olabilir, o yüzden herkes dilediğince yaşasın yaşayacağını. Zaten sevgi, aşk gibi insani konuları sınırlarla çizmek, kurallarla tanımlamak hep eksik kalacaktır.

Bu arada sana da tezinde başarılar Zeynep. :)

ÇİĞDEM KÖSEOĞLU dedi ki...

Merhaba, çok hararetli bir konu:) yıllardır çözülemyen alnlaşılamayan bir dugu " AŞK ".Belirli bir yaşa geldikten sonra,haytın; aşık olduğunuz kişinin etrafında dömediği anlıyror insan.Ve sanırm çok güvemniyorda karşısındakine...bu nedenle (kendi adıma) eskisi gibi körü körüne aşık olmuyor.Ne kadar değer görürüsem o kadar değer veriyorum.Bu en azından ilişki bittğinde çok üzülmememmi sağlıyor.Hayatta öğrendiğim en önemli şeys önce insan kenide saygı duymalı ve değer vermeli...Hayatta hiç bir şeyin kendiden değeli olmadığnın anlıyorsun.En büyük aşka sa " ALLAH" aşkı.Çünkü hiç bir zaman bizi terk etmiyor...
Çiğdem gider:))