26 Mart 2016 Cumartesi

Şu Ellerin Taşı Hiç Bana Değmez, İlle Dostun Gülü Yaralar Beni

Bugün türkülerin hikayelerinden bahsetmek istiyorum.. Dinlediğim bir türkünün hikayesi beni çok etkiledi..Aslında hocamla bu konuda uzun uzun konuşmak için can atıyorum.. Ama dün akşam kalabalık olduğu için bu isteğimi sonraya sakladım..

şimdi bahsedeceğim türküyü de dün akşam hocamın divanında dinledim..Sayesinde türküleri sevdim diyebilirim..Aslında önceden de sevmiyor değildim ama pek dinlemezdim..Meğer neler anlatıyormuş o içli dizeler..

Bildiğimiz gibi neredeyse hikayesi olmayan türkü yoktur..Bazı türküleri o kadar çok sevip benimsiyorum ki acı bir hikayesi olduğunu hissettiriyorum ve hemen ardına düşüp gidiyorum..

Sadece içli türkülerin acı hikayesi olmuyor, mesela içimizi kıpır kıpır eden bir türkü vardı adını hatırlayamadım..Onun hikayesinde bir ölüm var ve orada aslında bir ağıttan bahsediliyormuş, ama günümüze geldiğinde güzelim türküyü çalıp insanlar tabiri caizse göbek atıyorlar.. Ne ironi ..

Ben genelde çok etkilendiğim gerçekten içime işleyen türkülerin hikayelerini hep merak etmişimdir..
Sağolsun fırsat buldukça, hocam da hiç kırmaz masal anlatır gibi anlatır anlatır böyle hem sesiyle hem üslubuyla mest eder bizleri..

Dünkü Türkü de "Şu ellerin taşı bana hiç değmez, ille dostun bir tek gülü yarlar beni" dizesine takıldım, türkü bitince tam soracakken hocam hissetti sanki hemen ortama sordu, nedir burada ki
gül? neden yaralamıştır Hallac-ı Mansur'u dedi.. Kısa bir özet geçti..Malum program devam ettiği için kesip arada detayları öğrenme fırsatım olmadı..

Sonra biraz netten araştırma yapınca bu yaralayan gülün hikayesini öğrenmiş oldum..Bazı yerlerde farklı anlatımlarda var ama benim okuduklarımdan çıkardığım özet şudur..

17 Şubat 2016 Çarşamba

“ Ben gideceğim diye tutturursan seni burada tutmaya gücüm yetmez.
Ne yaparsam yapayım gidersin.
Hatta buradaymış gibi gidersin ki bu daha da kötü.
Kalmış gibi yapmaktansa gitmek daha iyidir.
Ama bana sorarsan sakın gitme.
Nasılsa tekrar geri gelirim diye gider insan ama sonra dönebileceğin bir yer kalmaz.
Bırak dönebileceğin yeri, üzerinde yürüyebileceğin bir yol da kalmaz.
Gidip de dönen yok mudur?
Var elbette.
Bazılarının gitmesi de elzemdir.
Ama seninki böyle değil.

Gitme. . ."

10 Aralık 2015 Perşembe

Size Fena Şeyler Söyleyebilir Miyim?


Her yazılanın mutlak gittiği, gördüğü, seslendiği, bir kalp, bir ruh vardır..

Bu da belki benim ruhuma seslenişimdir. . . Bu da belki şarkımızdır


Bir şey aramayan, asla kaybolmaz.


Biz burada gerektiği zaman tüm ahlaki duygularımızı bastırır, özgürlüğümüzü, huzurumuzu, hatta vicdanımızı, her şeyimizi, her şeyimizi bit pazarında satışa çıkarırız!
Yeter ki sevdiğimiz varlık mutlu olsun.

Canım Dosto,

16 Kasım 2015 Pazartesi

Der Hölle Rache kocht in meinem Herzen




Harika bi arya, bazen evde kendi kendime söylemeye çalışıyorum da tabi sonucu tahmin etmek zor değil..
Eğer şarkı söyleyen biri olsaydım kesinlikle klasik müziğe gönül vermiş olurdum heralde.. 
Bu arya'yı icra edebilenleri hayranlıkla dinliyorum..
Dinlemeyi en çok sevdiğim koloratur soprano  "Edda Moser ve  Diana Damrau" hatun kişileridir..

Edda'nın öfkesine Diana'nın mimiklerine hastayım Allahım o mimikler, eller, hareketler, sıkılmadan 514627 kere dinlemişimdir herhalde, bazen keşke opera sanatçısı olabilseydim diyorum..ama işte olmadı..Ne yapalım eldekiyle yetinmek lazım.. Öyle kafalara geliyorum ki sesimle dışa vuramadığımı kalem kağıtla vuruyorum bende ..

Tabi o çizimleri hiç paylaşmadım, paylaşmayı da düşünmüyorum..Ama arada açıp bakıyorum nasıl bi kafaya gelmişte bunları yapmışım diye :)

Sonuçta sanat olayına ama kıyısından ama köşesinden bir yerinden dahil olduğumu hissediyorum..
Kırık olmak bir ayrıcalık bence..
Kesinlikle ama kesinlikle;
Aykırılıklarımla, anormalliklerimle, dip melankolikliğimle, ezber bozan ruh hallerimle mutluyum..

Ay nerelere geldi konu :)
Neyse, konuya dönüyorum;

14 Kasım 2015 Cumartesi

"Bölünürsek yokuz, bölüşürsek tokuz."




Akşam olmuş her şeyden uzak sahilde yürüyoruz, sonra oturduk deniz kıyısında ki taşlara..
Benim tabi karadeniz de 5-10 gemim batmış..
Sıkıntıların biri bin para, oflaya puflaya debelenip duruyorum kendi çapımda..
Yine bir şeyleri fena halde dert etmiştim..
Konunun taze olması hasebiyle olayı bütünüyle görüp kavramakta zorlandığımdan , işime geldiği gibi yapıyordum..Hiç bir şey düşünmek istemiyordum oflayıp puflamak istiyordum sadece ..

Uzun uzun denize bakarken , bir şey diyeceğim ama saçma gelebilir dedi..
Saçmalamak iyidir bazen dedim..
Hem ne güzel saçmalarsın sen..
Saçmalayacağına inanmayarak
Çünkü bilirim
Onun saçmalamasın da bile muhakkak alınacak bir mesaj vardır..

22 Ekim 2015 Perşembe

Gece Güzellemesi..

Şu yazıya başlarken 9 kere yazdım sildim, güzel bir giriş yapayım dedim ama ı ııh olmuyor en iyisi direk gelişme kısmından olaya atlamak ..

Deli gibi yağmur yağıyor, bildiğin tavan tepeme indi inicek gibi, bir de çatı katı olduğundan böyle garip gurup sesler falan.. Halbuki yağmur denince akla romantizm gelir yani gelmesi lazım.. Filmlerde de öyle olur ya hani pıt pıt yağmur damlacıklarının sesi. Fonda güzel bi müzik.. Elinde kahven diğer elinde kitabın, üzerine polar battaniye almışsın ama böyle dizlerine kadar falan örtmüşsün öyle koyun gibi tepene kadar çekmeden.. Sonra ayak ucunda kediciğin falan.. Ama işte böyle şeyler yalnızca romanlar da ve filmlerde olur..tamam abartmıyım yani benimde oluyor sene de 3-5 kere,

1 Mayıs 2015 Cuma

Oda Dekorasyonu a'dan z'ye değişim.. (ilk etap mobilya boyama)

Ne diyordu virginia woolf Kendine ait bir oda :)

Hep hayal edip duruyordum, içinde huzur bulduğum, beyazın hakim olduğu pastel tonlarında bir çalışma (yatak) odasını, ama gerçekleştirmek  hayal kadar kolay olmuyordu tabi..ama yeni eve taşınınca bir de dubleks olması bana hadi dostum niye olmasın sen yaparsın  cesaretini verdi :)


uzun zamandır ( bana göre uzun) bir şeyler boyamayalı değiştirmeyeli çok olmuştu.Ev taşıması düğün telaşı derken,  kaybolup gittiğimi düşünmeye başlamıştım.ne bir şey çiziyor ne bir dergi kitap okuyor nede film izliyorum, o kadar sıkıldım ki nerdeyse kendimden bile sıkılıcaktım, artık buna dur dedim. sıvadım kolları oturdum programımı yaptım..

24 Nisan 2015 Cuma

Düğün Dernek

evet buraya gelip yazdığıma göre yine bi bıkkınlık sıkkınlık hallerine büründüğüm aşikar..
bişi fark ettim bu yazıya başlamadan evvel, en son yazdıklarıma baktım da şöyle bir , hep sıkılıp darlanınca gelip yazmışım cık cık  hiç yakıştıramadım kendime .. halbuki evvel zamanlarda genelde  her sevinci mi yazardım .. demek zamanla insan yeni yeni adetler ediniyor..

aslında  mutluluklarımı sevinçlerimi yazmayışımın nedeni de var tabi, sonra pis nefisli bağzılarının gözü değiyor aman neyse..

ben daraldım azıcık içimi döküp gidicem..

2 Mart 2015 Pazartesi

Yeni heyecanlar ..

Yine uzuncaaaa bir aradan sonra selam blogcanım..

yavaş yavaş baharın ayak seslerini duyduğum şu günlerde , benim de içim kıpır kıpır..
yeni iş, yeni heyecanlar derken zaman nasıl geçti anlamadım bile..kasım aralık ocak şubat aylarını sanki hiç yaşamadım :)

sonbahardan ilkbahara direk geçiş yapmış gibi hissediyorum..bu kadar ay bomboş geçmedi tabi ki ama çok hızlı geçtiği kesin..olayların konuların üzerinde uzunca  ve derin derin düşünme fırsatım pek olmadı (olamadı)..

ama bundan şikayetim yok aksine çok memnunum  :)

bu geçen zaman içinde bir de dünya tatlısı bir pisiciğim oldu..adını maya koydum..aldığım en sevimli en güzel hediye diyebilirim :)