30 Mayıs 2017 Salı

İsmek Yıl Sonu Sergisi

Günlerdir aklımda bloga yazacaklarım sıralanıp duruyor.. Ama gelip hiç birini yazacak zamanı bulamıyorum.. Sorsan hiç vaktim yok, ama aslında var da yok..

Niye böyle yazma tembelliği çöktü üzerime bilmiyorum.. Bir kere ara verince ipin ucu hakikaten kaçıyormuş..
Mesela son zamanlarda kendime plan program çizelgesi hazırlıyorum bu şekilde günü programlıyorum, hatta kendim bir organizer bile tasarladım :)
Ama bazen kafam o kadar dolu oluyor ki yazmayı bile unutabiliyorum..Haliyle yapmam gerekenlerin bir kısmını da..

En son yazdığım post'da kısaca  markamdan bahsetmiştim devamı gelmedi tabi :) Aslında şimdi de bahsedebilirim ama hiç o kafa da değilim sanırım..
Şuan saat 02:15 birazdan sahur yapıcaz..
Ramazanın ilk günlerindeyiz.. Benim için harika geçiyor ve adını koyamadığım bir garip sevinçte var içimde :)
Önceden ramazan ayında ölü gibi olurdum ve asla erken saatlerde dışarı çıkmazdım..
Ama bu sefer ramazanın ilk günü sabah erkenden yine Eminönü'ne gittim..En son festivalleri atlattıktan sonra bi kaç ay gitmicem demiştim ama en fazla 20 gün sürmüştü..
Aslında seviyorum da orayı, ama kalabalıktan nefret eden biri olduğum için işim düşmedikçe gitmek pek cazip gelmiyor ..

10 Nisan 2017 Pazartesi




Merhaba Blogum,
Merhaba sanal günlüğüm, merhaba kimse olmadığında bile tek konuştuğum sırdaşım..
Hala okuyanlar takip edenler var mı bilmiyorum..
Ne de olsa eski etkileşimim ve aktifliğim yok ama eskiden beri takip eden blogdaşlarım var, hala iletişime geçiyoruz zaman zaman..
Hepinize merhaba :)

Ne tuhaf, ama ne güzel de bir duygu..Birbirlerimizi hiç tanımıyoruz ama ortak paydalarda buluşup sanki çok samimi arkadaş gibi konuşabiliyoruz..

Samimiyet gerçekse eğer mutlaka karşınızdakine geçiyor demek ki..

Buraya yazmadığım onca zaman başımdan neler geçti neler.Okuldayken her ne olursa her ne yaparsam koşa koşa gelir buraya yazardım..

Şimdi gündemim o kadar yoğun ki, yazmaya zaman bulamıyorum..Ama hep böyle gitmez tabi ki o yüzden artık günümü programlayarak yazarak bu yoğunluğa bir çeki düzen vermeye çalışıyorum..

Burada bahsetmeye zamanım olmadı pek .. Bir kaç ay önce

12 Aralık 2016 Pazartesi

Kim ?





“ Sen sustuğunda, içinde kendi kelimeleriyle konuşan kim? 

Sen yürürken, içinde derin düşüncelere dalan kim? 

Sen unutmaya çalışırken, içinde unutmaya direnen kim? 

Sen göze almışken, içinde yanlışa itiraz eden kim? 

Sen dalgalı bir deniz gibi kabarıp coşmuşken, içinde seni yatıştıran kim? 

Sen metruk bir bina gibi aniden yıkılmışken, içinde seni tutup ayağa kaldıran kim? 

Sen olan biten her saçmalığın ardından körkütük kapılıp gitmişken, içinde uyumakta olan güzelliği uyandıran kim? 

Sen bir daha asla duygularının sözünü dinlememeye ahdetmişken, içinde bulduğu çalı çırpıyla sevda ateşleri tutuşturan kim? 

Sen her şeyi görüp işittiklerinle anlamaya meyletmişken, içinde hiç durmadan ilham sofraları kuran kim? 

Sen koca koca kalabalıkların arasında yapayalnız kalmışken, içinde bütün insanlığa yetecek muhabbeti biriktiren kim? 

Sen kendine üç kuruşluk bir değer bile biçmezken, içinde dağların bile taşımaya güç yetiremediği sırrı gizleyen kim?..”

10 Aralık 2016 Cumartesi

Sevgilim, Sen güzel günler misin?



Ben öyle birini sevdim ki bir nevi intihardı

Kirpiğine düştüğüm gün ölümüm başladı
Öfkeli, hırçın, kavgacı; ısırgan ve edepsiz ağzı
Geceler kadar karanlık gözleri vardı



Öyle uzak iki tutsak sevişirken ağlardık
Uçtan uça suçtan suça seve, seve yuvarlandık
Ben öyle birini sevdim ki balı ve zehiri vardı
Yara bere içindeydi hala cesarete tapardı 

9 Aralık 2016 Cuma

Sende açılan yara bende kanıyor





Kendimi bildim bileli, seni de biliyorum. Kendimi ne kadar kendimden biliyorsam, o kadar senden biliyorum.Bir yerde durdum duralı, sen de yanımda duruyorsun. Belki de sen bir yerde duruyorsun, ben yanında duruyorum.Aslını sorarsan, hiç önemi yok bütün bunların.Biz yalnızca görüşüp bilişelim diye, tanışıp sevişelim diye ‘sen’ ve ‘ben’iz.İşin özünde sen ve ben değil, biziz.

28 Kasım 2016 Pazartesi

Salça kutusundan kalemlik yapımı (DIY PROjECT )

yoğun stres altında geçen kocaman üç hafta..birer hafta arayla üst üste iki sınav, bekleyen acil işler ve hastane sürecinden sonra izzet Yıldızhan stayla olup" ben bende değilim meçhullerdeyim diye evde dolanmaya başlamıştım..neyse ki sınav kısmını bugün itibariyle geride bıraktık, diğerleri içinse durum aynı 😒 bugün itibariyle beynim yanana kadar pc başında olup geciken işleri yetiştirmek için yine nirvanaya bağlayacağım kesin.. o yüzden bende sınavdan çıkar çıkmaz odama kapanıp kendimi bu tempoya hazırlamak için kolları sıvadım.. evde ne varsa hunharca boyadım 😇ama yetmedi.. nasıl yetsin ki nerdeyse 1ay'a yakındır elime ne kalem ne fırça almadım..
Önce annemin atacağı bi sehpayı sahiplendim.. geçen seneden kalma azıcık derz tozlu boyam vardı, gardırobu ve kitaplığı falan boyamıştım

26 Mart 2016 Cumartesi

Şu Ellerin Taşı Hiç Bana Değmez, İlle Dostun Gülü Yaralar Beni

Bugün türkülerin hikayelerinden bahsetmek istiyorum.. Dinlediğim bir türkünün hikayesi beni çok etkiledi..Aslında hocamla bu konuda uzun uzun konuşmak için can atıyorum.. Ama dün akşam kalabalık olduğu için bu isteğimi sonraya sakladım..

şimdi bahsedeceğim türküyü de dün akşam hocamın divanında dinledim..Sayesinde türküleri sevdim diyebilirim..Aslında önceden de sevmiyor değildim ama pek dinlemezdim..Meğer neler anlatıyormuş o içli dizeler..

Bildiğimiz gibi neredeyse hikayesi olmayan türkü yoktur..Bazı türküleri o kadar çok sevip benimsiyorum ki acı bir hikayesi olduğunu hissettiriyorum ve hemen ardına düşüp gidiyorum..

Sadece içli türkülerin acı hikayesi olmuyor, mesela içimizi kıpır kıpır eden bir türkü vardı adını hatırlayamadım..Onun hikayesinde bir ölüm var ve orada aslında bir ağıttan bahsediliyormuş, ama günümüze geldiğinde güzelim türküyü çalıp insanlar tabiri caizse göbek atıyorlar.. Ne ironi ..

Ben genelde çok etkilendiğim gerçekten içime işleyen türkülerin hikayelerini hep merak etmişimdir..
Sağolsun fırsat buldukça, hocam da hiç kırmaz masal anlatır gibi anlatır anlatır böyle hem sesiyle hem üslubuyla mest eder bizleri..

Dünkü Türkü de "Şu ellerin taşı bana hiç değmez, ille dostun bir tek gülü yarlar beni" dizesine takıldım, türkü bitince tam soracakken hocam hissetti sanki hemen ortama sordu, nedir burada ki
gül? neden yaralamıştır Hallac-ı Mansur'u dedi.. Kısa bir özet geçti..Malum program devam ettiği için kesip arada detayları öğrenme fırsatım olmadı..

Sonra biraz netten araştırma yapınca bu yaralayan gülün hikayesini öğrenmiş oldum..Bazı yerlerde farklı anlatımlarda var ama benim okuduklarımdan çıkardığım özet şudur..

17 Şubat 2016 Çarşamba

“ Ben gideceğim diye tutturursan seni burada tutmaya gücüm yetmez.
Ne yaparsam yapayım gidersin.
Hatta buradaymış gibi gidersin ki bu daha da kötü.
Kalmış gibi yapmaktansa gitmek daha iyidir.
Ama bana sorarsan sakın gitme.
Nasılsa tekrar geri gelirim diye gider insan ama sonra dönebileceğin bir yer kalmaz.
Bırak dönebileceğin yeri, üzerinde yürüyebileceğin bir yol da kalmaz.
Gidip de dönen yok mudur?
Var elbette.
Bazılarının gitmesi de elzemdir.
Ama seninki böyle değil.

Gitme. . ."

10 Aralık 2015 Perşembe

Size Fena Şeyler Söyleyebilir Miyim?


Her yazılanın mutlak gittiği, gördüğü, seslendiği, bir kalp, bir ruh vardır..

Bu da belki benim ruhuma seslenişimdir. . . Bu da belki şarkımızdır


Bir şey aramayan, asla kaybolmaz.


Biz burada gerektiği zaman tüm ahlaki duygularımızı bastırır, özgürlüğümüzü, huzurumuzu, hatta vicdanımızı, her şeyimizi, her şeyimizi bit pazarında satışa çıkarırız!
Yeter ki sevdiğimiz varlık mutlu olsun.

Canım Dosto,